8mm
BWV 1014, 1 Adagio (Glenn Gould),
Br sınır mı durduğum üzerinde,
Bir çizginin ortasındayken, başı ve sonu ne kadar önemlidir,
Taraflardan birini seçeceksen eğer, kör olmak en iyisi midir?
Bilinmeyen cevaplar, sorulmaması gereken sorular,
Birikirken hanemde uzun sayılabilecek kısacık bir zamanın kiri,
Kaç gece daha uykusuz kalabilirim,
Bileklerimin narin duruşunun altında çoğalan inatçı kan akımı,
Beynimde bir yerlerde, kesirli bir soru,
Göz kapaklarımın ıssızlığına inat belki yağmur yağıyordur dışarıda,
Bir ses! Duysaydım eğer, ellerimin duruşu değişir miydi?
in your own sweet way (Miles Davis),
kimi sabahlar güneş doğmadan doğar gün,
öyle günlerde sığınırım bir fincan kahvenin sırrına,
sigaramın sisi korur hem onun sırrını hem benim varlığımı,
geceden artmamışımdır sabaha, gece birikmişimdir
taşmak için sabaha.
dururum masada,
fincanımın içinde sırlarıyla biriken anlamsızlıklarım,
değeri bilinmemiş görüntülere gizlenirim,
yalnızlığın varoluşa en yakın durduğu andır o,
birikmiş, taşmaya hazır, ama sırlarla ve sisle
örtülüdür hikayem,
duymak isteyene ses olamazsınız bazan.
When did you leave heaven (Lisa Ekhdal)
-Kapınız çalıyor, duymuyor musunuz?-
kulaklarımda sınırsız bir çığlık, kopup geliyor derin geceden,
duymuyorum,
ellerimde ellerim, gözlerim süt beyazlığında bir yaz aydınlığı,
görmüyorum,
tek kapılı bir evin girişinde ve çıkışında
ters yönde olmanın ne demek olduğunun öğrenildiği bir çağda
yaşıyorum ben,
fazlasını taşıyamamanın, fazlalıklardan kurtulmanın,
farklılıkların anıt özelliğini bileklerimde taşıyarak öğrendim ben,
ve unuttunuz beni kıyısında denizin,
gözlerimde biriktirmişti tanrı ilk damlayı,
varoluşun kaynağından geldim, unutmadım,
yokoluşu tanıdım, unutmadım,
varlık ve yokluk arasında bir tek şeye inandım,
-kapınız çalıyor duymuyor musunuz?-
duymamam gerekiyor, bunu sizde biliyorsunuz.
“8mm”