önce benim hikayem
Kimsenin duyamayacağı bir şekilde anlatabilirdim,
Çünkü siz, duyuyorsunuz,
Görüyorsunuz,
Dokunuyorsunuz,
Tadıyorsunuz,
Çoğu zaman aslında sadece sanıyorsunuz,
Sebepsiz yere bir şey yapmayı saçma buluyor,
Nedensiz bir şeyin olabileceğine inanmıyorsunuz.
(işte sırf bu yüzden Modigliani’den ve onun
gözsüz insanlarından bahsetmeyeceğim size)
bu perdeyi aldığım günün rengini,
o günü ve ne kadarını yaşadığımı gerçekliğinizin,
bunlardan bahsetsem, eminim saçma gelecektir size.
(Dürer’in, bir insanın
neden sadece ellerine aşık olduğumu
anlatmayacak olmamı anlayabilirsiniz umarım.)
Sır olmaması gereken hikayelerimden, kalabalıklara eksilen yalnızlığım,
sizin bir adınız var! İhanete uğramaya bu yüzden açıksınız birazda,
bir pencerenin önünde bu yüzden perde çekilmeden çıkmışsınızdır sahneye,
kim bilir, kaç pencere önünde kaç farklı hikayenin görüntüsü birikmiştir,
ben birinden bakıyorum, siz bir çoğunu göremeyecek kadar kalabalıksınız.
Ses biraz azalsa, görüntü biraz kararsa, belki duymanız için
Bir sebep çoğalabilirim, oysa
Sizin asla duyamayacak olduğunuz bu müzik,
Yaydan ve telden, sesten ve doyumdan birikerek kulaklarımı mahkum eden bu müzik,
O kadar güzel ki!
Şu andan itibaren,
Kulaklarımda susan sesleriniz,
gözlerimde görmediğim düşleriniz,
ellerimde dokunamadığım varlığınız,
perdeymiş, binaymış, fotoğraftaki lekelermiş, ellerimmiş, gözlerimmiş, hikayemmiş,
her şey,
ama her şey,
aslında sadece bu ezgi, aaah bu ezgi,
bu melodi, kulaklarım,
ellerim,
gözlerim,
ellerimle duyamam değil mi?
Gözlerimle de!
Size bir hikayeden bahsedecektim aslında,
suyun üzerinde öğrendiğim bir hikayeden ama
Size; inanmanın ne olduğunu anlatamayacak kadar
yalnızım,
( bu
ses,
bu
su,
bu pencerenin önünde yaşadığım saf gerçeklik,
nedensiz,
sebepsiz,
sonuçsuz,
öylesine…)
bazan sadece anlatmak istersiniz, ve bazan anlatmaktan sebepsiz yere vazgeçersiniz,
bazan
sadece
gidersiniz,
durduğunuz yerde…
